Sado mazo bir ilişki bu...

64. Evet, tamı tamına, yazıyla altmışdört. İpini kopardı Karayel. İnsafsızca hatta haince bindiriyor. Ne demek lan altmışdört. Kükreyen Kırklar'da mıyız yahu. Al işte, yine açıldı fermuarı fukara tentenin. Nasıl açılmasın ki, koskoca yirmibeş tonluk kayık neredeyse yirmi derece yatıyor olduğu yerde. Oturdum havuzlukta bön bön anemometreye bakıyorum. Arada bir de saatime. Sabahın üçü oldu. Son iki saattir bindirdikçe bindiriyor.

Ölçüsüz emek: Ahşap Tekne -1-

İlk kara deneyimi sonunda bitti. Yengeç 75 gün sonra tekrar denize kavuştu. Bu 75 gün boyunca sık sık kendimi düşünürken ya da kendi kendime "neden? diye sorarken buldum.

Sahi ya, neden?

Millet hemen karşımda tenis oynarken, bir diğer kısmı küçük fiber tekneleri ile Bucak Denizi'nde balıktayken; gıpta etmemek mümkün değil. İyi ama neden?

Önce Yengeç'ten bahsetmem lazım. Farkettim ki daha önce ne Yengeç'ten, ne de hayatıma girişinden pek detaylı bahsetmemişim.

Salların Altınçağı

Sarayburnu'nu döndün mü bir kere…

15-16 yaşındaydık. İki kıytırık deniz yatağını iple bağlar birbirine, alır başımızı giderdik Seyfi ile ufka doğru. Yeniçiftlik sahilinin iki kanıksanmış delisiydik adeta. Tekneleriyle balığa çıkanlar artık alışmışlardı beline kadar suya gömülmüş ama bir yandan da yavaş yavaş ilerleyen adeta tek bir gövdeden ibaret görüntümüze. Haliyle ilk kez görenler tuhaf tepkiler verebiliyorlardı ama daha çok gülüp eğleniyor, termoslarından kahve ikram ediyorlardı. Nevaleyi doğrultunca toplar oltalarımızı, ellerimizdeki paletlerle kürek çeke çeke ilerlerdik bu kez kıyıya doğru. Şimdi ardımız sıra bakanların yüzlerindeki ifadeleri daha net görebiliyorum.

Denizci Kahvesi RSS beslemesine abone olun.